Since 1995

Turkish Music and Voice Library

Home 

About Library 

Documents 

Artist Info 

Folk 

Pop (A-K) 

Pop (L-Z) 

Arabesque 

Tavern 

Classical (A-G) 

Classical (H-Z) 

Marches 

Religious 

Children 

Comedy 

Poetry 

People 

WorldMusic 

Iranian 

Greek 


Video 

Bizimyoutube 


Midi 

Links 

Radios 

Newspaper 

Best Sites 

Facebook 

Bluesky 


Shop TrMusic 

Help 

Contact 



04.07.26

why retro design

    Şekerci Cemil Bey (read English version here)

    Intro

    Osmanlı müzik tarihinin son dönemlerini renklendiren, adını bir taraftan sanatının, diğer taraftan mesleğinin unvanıyla anılan nadir isimlerden biri Şekerci Cemil Bey'dir. Mızıka-yı Hümâyun'da ud sanatkârlığı ve öğretmenliği yapan Cemil Bey, aynı zamanda Şehzadebaşı ve Kadıköy'de açtığı şekerci dükkânlarıyla dönemin sosyal yaşamında da iz bırakmıştır. Bu eşsiz ikili kimlik, ona "Şekerci Cemil Bey" ve padişahın tavsiyesiyle "Cemilzade" unvanlarını kazandırmış, torunlarının da bu gelenekleri sürdürmesine zemin hazırlamıştır.

    Müzikal kariyerinde dönemin kurumsallaşmış yapılarının içinde yer alan sanatçı, II. Abdülhamid dönemi Mızıka-yı Hümâyun kadrosunda görev almış ve kendi isteğiyle 1911 yılında emekli olana kadar orkestraya yön vermiştir. Klasik Türk Müziği literatürüne en belirgin katkılardan biri, icat ettiği "Sultânî-i Cedîd" makamı olarak kayıtlara geçmiştir. Ayrıca Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa'nın daveti üzerine Kahire'ye giden Cemil Bey, bölgede ilk kez nota ile müzik eğitimi verilmesinde de öncü rol oynamış ve müzik tarihinin iki farklı coğrafyası arasında köprü kurmuştur.

    Söz konusu dönem kayıtlarının teknik yetersizlikleri nedeniyle bestelerinin orijinal ses kayıtlarının günümüze ulaşamadığı bilinmektedir. Ancak "Bir Nigâh Et Ne Olur", "İstedin De Gönlümü Verdim Sana" ve "Hâl-i Dilimi Şerh Edemem Kimseye Eyvâh" gibi eser isimleri, bestekârın duygusal derinliğini ve hicran, aşk temalı söylemini yansıtmaktadır. Yaşamı ve çalışmalarıyla ilgili bazı tarih ve eser sayıları kaynaklar arasında farklılık gösterse de, bırakmış olduğu müzikal miras ve şekercilik geleneği, Osmanlı'nın kültürel hafızasında sarsılmaz bir yer tutmaya devam etmektedir.

    Biyografi

    1867 yılında İstanbul'da dünyaya gelen Şekerci Cemil Bey (Ahmet Cemil), Türk müziği tarihinde bestekarlık ve şekercilik mesleklerini aynı anda ustaca icra eden nadir isimlerden biri olarak hatırlanır. Çocukken Kur'an hâfızlığı ile müziğe başlayan sanatçı, Mabeynci Udi Basri Bey ve Enderuni Ali Bey gibi o dönemin önemli müzik adamlarından eğitim alarak yeteneğini geliştirmiştir. Sanatçının kariyeri, sadece saz ve besteyle sınırlı kalmayıp ticaretin ve saray çevresinin de içindedir. Henüz 16 yaşındayken Şehzadebaşı'nda açtığı şekerci dükkânını daha sonra Kadıköy'e taşıyan Cemil Bey, Padişahın tavsiyesi üzerine dükkân tabelasının "Cemilzade" olarak değiştirilmesiyle bu isimle anılan zengin bir kültürel miras bırakmıştır.

    Müzik kariyerindeki kurumsal rolü, II. Abdülhamid'in kız kardeşi Mediha Sultan'ın dairesinde başimamlık görevini sürdürmesiyle başlamış, ardından 1896 veya 1898 yıllarında Mızıka-yı Hümâyun'a ud sanatkârı ve hocası olarak girmiştir. 1911 yılında kendi isteğiyle emekli olmasına rağmen müzik üretimini sürdürmüş ve Klasik Türk Müziği repertuvarına "Sultânî-i Cedîd" makamını kazandırmıştır. Bestekârlık kimliğiyle "Bir Nigâh Et Ne Olur Hâlime Ey Gonca Dehen", "İstedin De Gönlümü Verdim Sana", "Hâl-i Dilimi Şerh Edemem Kimseye Eyvâh" ve "Nâ-ümîd-i Aşka Doktor Var Mı Tıbbın Çâresi?" gibi eserler bestelemiştir. Ancak dönemin kayıt teknolojisinin yetersizliği ve mevcut arşiv sorunları nedeniyle sanatçının dönemine ait ses kayıtlarına bugün ulaşmak mümkün değildir; eserler tarihsel notalar ve sonraki yorumcular üzerinden günümüze taşınmıştır.

    Hayatının sonraki dönemi Mısır'da geçmiştir. Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa'nın daveti üzerine Kahire'ye giden Şekerci Cemil Bey, burada şekercilik mesleğini sürdürürken aynı zamanda Mısırlılara ilk kez nota ile müzik eğitimi vererek müzik tarihinin iki farklı coğrafyasında etkili olmuştur. Sanatçı, 1928 yılının Kasım ayında Kahire'de hayatını kaybetmiştir; kaynaklarda ölüm tarihinin 14 veya 16 Kasım olarak farklı belirtilmesi, döneme ait kayıt tutma standartlarındaki farklılıkları yansıtmaktadır. Şahsi hayatında Fatma Aliye Hanım ile evlenen sanatçının 5 erkek ve 2 kız olmak üzere 7 çocuğu olmuştur. Dostları arasında Tamburi Cemil Bey'in meşk arkadaşı olması ve Ahmet Râsim ile mektep arkadaşlığı bulunur.

    Tüm bu bilgilere rağmen müzikseverler ve araştırmacılar için bazı belirsizlikler mevcuttur. Eser sayısı kaynaklarda 24, 40'tan fazla veya 53 olarak farklı belirtilmektedir. Filmografisine dair kaynağa dayalı kesin bir bilgi bulunmamakta, tam liste halinde kayıtlı albüm bilgileri de mevcut değildir. Ancak II. Abdülmecid tarafından verilen teşekkür fermanı ve şekercilik alanında aldığı uluslararası fuar altın madalyaları, kariyerinin her iki alanında da tanındığını kanıtlamaktadır. Torunları Nurettin Cemil Sangan ve Barış Cemiloğlu'nun hem şekerciliği hem müziği sürdürmesi, Şekerci Cemil Bey'in mirasının nesiller boyu canlı tutulduğunun bir göstergesidir.

    Stil ve Yorum Dünyası

    Şekerci Cemil Bey'in müzikal mirası, ne yazık ki dönemin kayıt teknolojisinin kısıtlılığı ve sonradan ulaşamamış olmaları nedeniyle ses kaydına dönüşmemiştir. Bu önemli tarihsel kayıp, sanatçının kendi sesiyle icra ettiği eserleri günümüz dinleyicisine sunmayı imkânsız kılmaktadır. Dolayısıyla, vokal karakteri, ses tonu veya doğrudan icra teknikleri üzerine yapılacak herhangi bir inceleme, mevcut kaynaklar göz önüne alındığında spekülasyondan öteye geçemeyecektir. Ancak, bestekâr kimliği ve eserleri aracılığıyla müzikal dünyasına dair sağlam temellere dayanan bir stil analizi mümkündür.

    Besteleri, Klasik Türk Müziği'nin kurumsallaşma çabalarının görece yoğun olduğu dönemin ruhunu yansıtmaktadır. "Bir Nigâh Et Ne Olur", "Hâl-i Dilimi Şerh Edemem", "Nâ-ümîd-i Aşka Doktor Var Mı Tıbbın Çâresi?" ve "Ateş-i Alam İle Yandıkca Gönlüm" gibi eser isimleri, bestekârın kaleminden süzülen duygusal dünyanın sınırlarını çizer. Repertuvarında aşk, hicran, derin bir özlem ve bazen de umutsuzluk gibi temalar ön plana çıkmaktadır. Bu başlıklar, şairin değil, bestekârın müziğe yüklediği melankoliyi ve geleneksel Osmanlı sanat müziğinin duygusal yoğunluğunu okuyucuya ve müzikologlara ileten ipuçları niteliğindedir.

    Müzikal kişiliğinin en belirgin özelliği ise yaratıcı yönüdür. "Sultânî-i Cedîd" makamını icad ederek Klasik Türk Müziği repertuvarına yeni bir soluk getirmesi, onu sadece bir icarcı değil, aynı zamanda teorik ve melodik bir düşüncenin mimarı olarak öne çıkarmaktadır. Mızıka-yı Hümâyun'da ud sanatkârı ve hocası olarak görev yapmış olması, icrada udun kullandığı tekniklerin ve udun o dönemin bestelerindeki yerinin belirleyici olduğunu göstermektedir. Mısır'da nota ile müzik eğitimi verilmesinde öncü olması ise müziği aktarım metodunun teknik bir temele dayandığını düşündürmektedir.

    Günümüzde eserleri, dönemin orijinal kayıtları bulunmadığı için tarihsel notalar üzerinden veya sonraki dönem yorumcularının icra ettiği versiyonlar aracılığıyla değerlendirilmektedir. Bu durum, Şekerci Cemil Bey'in stilini "dinlenen bir sanatçı" olmaktan ziyade, "yaşayan bir bestekâr ve müzikal mirasçısı" olarak konumlandırmaktadır. Etkisi, torunlarının hem şekercilik hem de müzik yoluyla sürdürdükleri gelenek ve "Cemilzade" isminin taşımış olduğu kültürel hafıza ile, sessiz ama derin bir müzikal tarih sayfasında yerini korumaktadır.

    Şarkılar ve Besteleri

    Şekerci Cemil Bey'in besteleri, yaşadığı dönemin kayıt teknolojisinin henüz yaygınlaşmadığı bir evrede kaleme alındığından, ne yazık ki kendisine ait orijinal ses kayıtları günümüze ulaşamamıştır. Buna rağmen bestekârın el yazması notaları ve sonraki nesiller tarafından icra edilen yorumlar aracılığıyla müzikal mirası korunmuştur. Klasik Türk Müziği geleneğinde "Sultânî-i Cedîd" makamını yaratarak kendini kanıtlayan sanatçının eserleri, genellikle aşıkların hâli, hicran ve derin bir içsel yolculuk üzerine kuruludur.

    Repertuvarındaki en tanınan parçalar arasında "Bir Nigâh Et Ne Olur Hâlime Ey Gonca Dehen", "İstedin De Gönlümü Verdim Sana" ve "Hâl-i Dilimi Şerh Edemem Kimseye Eyvâh" başlıkları yer alır. Sanatçının üslubundaki hüznü ve çaresizliği en net yansıtan eserlerden biri olan "Nâ-ümîd-i Aşka Doktor Var Mı Tıbbın Çâresi?", adından da anlaşılacağı üzere umutsuz aşk temasını işlerken; "Ateş-i Alam İle Yandıkca Gönlüm" ve "Sevdiğim Âzâde-i Hicrânınam" başlıkları da yanma ve ayrılık motifi etrafında şekillenir. "Mahmûr Bakışı Âşıka Bin Lûtfa Bedeldir" ile "Ne Küstün Bî-sebep Öyle?" gibi diğer besteleri de aynı duygu yoğunluğunu taşır.

    Kaynaklarda bestekârın toplam eser sayısı konusunda tutarsızlıklar bulunmaktadır; bazıları 24 eserden bahsederken, bazı kaynaklar bu sayının 40'ı hatta 53'ü bulduğunu öne sürmektedir. Ancak dönemin kayıtlarının mevcut olmaması ve diskografik verilerin tamamlanamaması nedeniyle, eserlerin tam ve kesin bir liste halinde sunulması mümkün değildir. Yine de bu besteler, Şekerci Cemil Bey'in hem bir şekerci hem de bir müzik ustası olarak hafızada yer etmesinin en büyük sebebidir.

    Context

    Şekerci Cemil Bey, Osmanlı müzik tarihinin en özgün figürlerinden biri olarak, bestekarlık yeteneğini bir yandan şekercilik mesleğiyle harmanlayan, hem Mızıka-yı Hümâyun'da icra eden hem de zanaatkar olarak tanınan çok yönlü bir sanatçıdır. 1867 yılında İstanbul'da doğan usta, çocukluğunda hâfızlık yapan ve Udi Basri Bey ile Enderuni Ali Bey gibi isimlerden eğitim gören bir müzisyendir. II. Abdülhamid döneminde Mızıka-yı Hümâyun'un temel taşlarından biri haline gelerek ud sanatkârı ve hocalığı yapmış, kendi isteğiyle emekli olduğu 1911 yılına değin saray müziğinin kurumsallaşmasına katkı sağlamıştır.

    Müzik tarihindeki en dikkat çeken icraatlarından biri, "Sultânî-i Cedîd" makamını yaratmasıdır. Ancak biyografik detaylarda kaynak bazlı belirsizlikler mevcuttur. Mızıka'ya giriş yılı 1896 veya 1898 olarak, 1928 Kahire vefat tarihi ise 14 veya 16 Kasım olarak farklı tarihlemelere sahiptir. Eser sayısı konusunda da 24 ile 53 arasında değişkenlik gösteren bilgiler bulunsa da, "Bir Nigâh Et Ne Olur Hâlime Ey Gonca Dehen", "İstedin De Gönlümü Verdim Sana" ve "Hâl-i Dilimi Şerh Edemem" gibi besteleri, Klasik Türk Müziği repertuvarının önemli parçaları olarak değerlendirilmektedir.

    Sanatçının mirası sadece müzik alanında değil, coğrafi etki alanıyla da genişler. Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa'nın davetiyle gittiği Kahire'de, Mısırlılara nota ile müzik eğitimi vererek bu coğrafyadaki eğitim tarihinde öncü bir rol üstlenmiştir. Döneme ait ses kayıtlarının günümüze ulaşamaması, sanatçının sesinin doğrudan dinlenmesini engellemekle birlikte, torunları Nurettin Cemil Sangan ve Barış Cemiloğlu tarafından hem şekercilik hem de müzik geleneklerinin sürdürülmesi, onun mirasının nesilden nesile aktarılmasının en somut kanıtıdır. Padişah tavsiyesiyle "Cemilzade" adını alan dükkânı ve Medîha Sultan'ın dairesindeki başimamlık görevi, onun saray ile halk arasındaki köprü rolünü yansıtmaktadır.

    Miras

    Şekerci Cemil Bey, Osmanlı kültürünün çok katmanlı yapılarını tek bir şahsiyette birleştiren nadir isimlerden biri olarak hafızalarda yer etmiştir. Hem bir bestekâr hem de usta bir şekerci olması, onun sadece müzik tarihine değil, aynı zamanda sosyal tarihine de özgün bir imza bırakmasını sağlamıştır. II. Abdülhamid döneminde padişahın tavsiyesiyle dükkân tabelasının "Cemilzade" olarak değiştirilmesi, dönemin sanat ile ticaret arasındaki bu organik bağın bir yansıması niteliğindedir. Şekerleme konusunda uluslararası fuarlarda kazandığı altın madalyalar ile müzikteki başarıları, onun zanaat ve sanat dengesini kurabilen çok yönlü bir "Osmanlı Ustası" olarak anılmasının temelini oluşturur.

    Müzik mirası söz konusu olduğunda, Cemil Bey'in en kalıcı katkısı Klasik Türk Müziği repertuvarına kazandırdığı yeni bir makam olan "Sultânî-i Cedîd"tir. Mızıka-yı Hümâyun'da ud sanatkârı ve hocalık yapmış, eserleriyle duygusal derinliği ve geleneksel formu harmanlayan bir bestekâr kimliğiyle tanınmıştır. Ancak onun sesini doğrudan dinleyebilmek, günümüzdeki müzikseverler için teknik bir engelle karşılaşmaktadır. Dönemin kayıtlarının günümüze ulaşamaması ve album bilgilerinin mevcut olmaması, onu tarihsel notalar ve sonraki kuşaklar tarafından icra edilen versiyonlar üzerinden yeniden keşfetmeyi gerekli kılmaktadır. "Bir Nigâh Et Ne Olur Hâlime Ey Gonca Dehen" veya "İstedin De Gönlümü Verdim Sana" gibi eserleri, hicran ve aşk temalı lirik yapısıyla Osmanlı sanat müziğinin estetik dünyasını yansıtan önemli parçalar olarak repertuvarımızda kalmıştır.

    Bunun yanı sıra, Cemil Bey'in mirası yalnızca Osmanlı coğrafyasıyla sınırlı kalmamıştır. Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa'nın davetiyle Kahire'ye yerleşmesi ve orada Mısırlılara ilk kez nota ile müzik eğitimi vermesi, kültürel bir köprü kurduğu anlamına gelmektedir. Bu eğitim faaliyetleri, Türk müziği öğretim metodolojisinin bölgesel etki alanını genişleten önemli bir dönemeç olarak kabul edilmektedir.

    Sanatçı ve zanaatkar kimliğinin nesiller boyunca sürdürülmesi, mirasın canlılığını gösteren en güçlü delillerdendir. Torunları Nurettin Cemil Sangan ve Barış Cemiloğlu'nun hem şekercilik hem de müzik alanındaki faaliyetlerini devam ettirmesi, Cemil Bey'in hayat felsefesinin evin içinde de bir gelenek olarak yaşatıldığını kanıtlar. Tarihî kaynaklardaki bazı tarih belirsizliklerine ve dönem kayıtlarının yokluğuna rağmen, bestekârlığı ve eğitmenliği ile bıraktığı iz, Klasik Türk Müziği tarihinin unutulmaz sayfalarından biri olmaya devam etmektedir.

    Sık Sorulan Sorular

    ### Neden Şekerci Cemil Bey "Şekerci" ve "Cemilzade" olarak anılır? Sanatçı, hem Mızika-yı Hümâyun'da ud sanatkârlığı yapması hem de Şehzadebaşı ile Kadıköy'de açtığı şekerci dükkânları nedeniyle "Şekerci Cemil Bey" lakabını almıştır. Ayrıca Padişahın tavsiyesi üzerine dükkân tabelasının "Cemilzade" olarak değiştirilmesiyle bu unvan da kendisine verilmiştir.

    ### Klasik Türk Müziği literatürüne en belirgin katkısı nedir? Cemil Bey'in müzik tarihindeki en önemli yenilik, bestekâr kimliğiyle Klasik Türk Müziği repertuvarına "Sultânî-i Cedîd" makamını icat etmesidir. Bu girişim onu sadece bir icarcı değil, melodik bir düşüncenin mimarı olarak öne çıkarmaktadır.

    ### Bestelerinin orijinal ses kayıtlarına ulaşmak mümkün mü? Hayır. Dönemin kayıt teknolojisinin teknik yetersizlikleri ve arşiv sorunları nedeniyle sanatçının dönemine ait ses kayıtları günümüze ulaşmamıştır. Eserler, tarihsel notalar ve sonraki dönem yorumcularının icra ettiği versiyonlar üzerinden aktarılmaktadır.

    ### Bestekârın toplam eser sayısı kesin olarak biliniyor mu? Mevcut kaynaklarda tutarsızlıklar bulunmaktadır. Bazı kaynaklar eser sayısını 24 olarak belirtirken, bazıları bu sayının 40'ı hatta 53'ü bulduğunu öne sürmektedir. Dönem kayıtlarının yokluğu ve diskografik verilerin tamamlanamaması nedeniyle tam ve kesin bir liste sunulamamaktadır.

    ### Mısır'da hangi faaliyetlerde bulunmuştur? Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa'nın daveti üzerine Kahire'ye giden sanatçı, burada şekercilik mesleğini sürdürürken aynı zamanda Mısırlılara ilk kez nota ile müzik eğitimi vererek bölgede müzik tarihinin iki farklı coğrafyası arasında köprü kurmuştur.

    ### Şekerci Cemil Bey'in mirası nasıl sürdürülmektedir? Sanatçının torunları olan Nurettin Cemil Sangan ve Barış Cemiloğlu, hem şekercilik hem de müzik alanında geleneklerini sürdürmektedir. Bu durum, Cemil Bey'in mirasının nesiller boyu canlı tutulduğunun en somut kanıtı olarak görülmektedir.

    Kaynak


    © 1995-2025 Turkish Music and Voice Library
    Please read our disclaimer, contributor list and privacy statement.
    We support sales and listening of Turkish Music across United States and around the World
    This basically nonprofit website is built to promote Turkish culture around the world as an archive and reference
    If you'd like to help contact us at info(@)turkishmusic.org
    last update July 04 2026