Since 1995

Turkish Music and Voice Library

Home 

About Library 

Documents 

Artist Info 

Folk 

Pop (A-K) 

Pop (L-Z) 

Arabesque 

Tavern 

Classical (A-G) 

Classical (H-Z) 

Marches 

Religious 

Children 

Comedy 

Poetry 

People 

WorldMusic 

Iranian 

Greek 


Video 

Bizimyoutube 


Midi 

Links 

Radios 

Newspaper 

Best Sites 

Facebook 

Bluesky 


Shop TrMusic 

Help 

Contact 



04.07.26

why retro design

    Yesari Asım Arsoy (read English version here)

    Intro

    Müziğin mahremiyetine inanan, sahne şöhretinden ziyade bestelerin ölümsüzlüğüne odaklanan bir isim olarak öne çıkan Yesari Asım Arsoy, Klasik Türk Müziği’nin Osmanlı’dan Cumhuriyet'e uzanan köprüsündeki en dikkat çekici figürlerden biridir. "Yesari" lakabını, solak olması nedeniyle almış ve bu unvanı nesilden nesile geçiren aile mirasıyla birleştirmiş; hayatı boyunca müziği bir gösteri aracı değil, bir inanç olarak görmüştür. Kendini "ses sanatçısı" olarak nitelemeyerek yüksek ücretli sahne tekliflerini geri çeviren Arsoy, bestelerinin büyük çoğunluğunu eşi Suzan Hanım için kaleme alarak sanatı maddiyatın üzerine koymuş bir duruş sergilemiştir.

    Kariyeri, 1930 yılında Colombia plak şirketi ile anlaşma yapmasıyla diskografik hafızaya kazınmış; İstanbul Radyosu'nda stajyer yetiştirmiş ve 1991 yılında aldığı "Devlet Sanatçısı" ünvanıyla resmi makamlarca tanınmıştır. "Ada sahillerinde bekliyorum", "Biz Heybeli'de her gece" ve "Yar saçların lüle lüle" gibi eserleriyle 1930'lardan 1990'lara kadar geniş bir dinleyici kitlesine hitap etmiştir. Ancak Arsoy'un biyografik çizgileri, kaynaklarda zaman zaman farklılık gösteren tarihler ve isim kullanımlarıyla (Mustafa Asım Türkoğlu veya Arısoy soyadı gibi) bir çeşitlilik arz etmektedir. Yine de bıraktığı yaklaşık 250 eser tahmini ve 1917 yılında Milli Emniyet Teşkilatı'na yönelik gizli istihbarat görevi gibi tarihsel dokunuşları, sadece bir müzik sanatçısı olarak değil, döneminin tanığı olarak da değerlendirilmesini sağlamaktadır. Yesari Asım Arsoy, hayatını sanatın mahremiyetinde geçirmiş, eserleri ise onun adını unutturmayacak şekilde müzik tarihine nakşedilmiştir.

    Biyografi

    Klasik Türk Müziği'nin son dönem önemli bestekârlarından ve ses sanatçılarından Yesari Asım Arsoy, sanat hayatını 1896'dan 1992'ye kadar sürdüren, disiplinli ve fedakâr bir müzik insanı olarak bilinmektedir. Doğum ve vefat tarihleri konusunda kaynaklar arasında farklılıklar bulunsa da, genel kabul gören tablo 6 Ağustos 1896 doğumunu ve 18 Ocak 1992'deki vefatını işaret etmektedir; ancak bazı kaynaklarda doğum yılının 1900, vefat tarihinin ise 19 Ocak olduğu belirtilmektedir. Soyadı bazen "Arısoy" olarak da kayıtlara geçmiştir. "Yesari" lakabını, sağ eliyle yazmadığı ve solak olduğu için almıştır; bu lakabın büyük dedesi Şeyh Ömer Efendi'den geldiği de bilinmektedir.

    Sanatçının kariyerine başlangıç tarihi hakkında 1916 ve 1929 yılları gibi farklı tarihler öne sürülse de, profesyonel plâkçılık süreci 1930 yılında Columbia plak şirketi ile anlaşma yapılmasıyla ivme kazanmıştır. İlk plâk kayıtlarında "Mustafa Asım Türkoğlu" adını kullanan Arsoy, bu dönemde eserlerini bugünkü isimle değil farklı bir isimle kaydetmiştir. Müzik kariyeri boyunca Milli Emniyet Teşkilatı adına 1917 yılında İtalyan gemi acentesinde çalışırken gizli bilgiler toplamış olmasının yanı sıra, sanatını ticari kaygılardan uzak tutan bir duruş sergilemiştir. Kendini tam anlamıyla "ses sanatçısı" olarak kabul etmemiş ve yüksek ücretli sahne tekliflerini geri çevirmeyi tercih etmiştir.

    Besteleme faaliyetleri sırasında eserlerinin büyük çoğunluğunu ikinci eşi Suzan Hanım için bestelemiştir. "Ada sahillerinde bekliyorum", "Bir çapkın elinde oyuncak oldum", "Yar saçların lüle lüle", "Biz Heybeli'de her gece", "Sazlar çalınır Çamlıca'nın bahçelerinde" ve "Adalardan bir yar gelir bizlere" gibi temsilî eserleri, özellikle bekleyiş, sevgiliye özlem ve coğrafi nostalji temalarını işlemektedir. Bu eserlerin güftelerini ise Fitnat Sağlık, Nâhit Hilmi Özeren ve Gıyas Akdeniz gibi şairler oluşturmuştur.

    Kariyerinin ilerleyen yıllarında 1954-1955 yılları arasında İstanbul Radyosu'nda stajyer sanatçı yetiştirme görevini üstlenmiş, 1975 yılında ise İzmir'de görev alarak coğrafi olarak müziğin hizmetine katkı sağlamıştır. 1991 yılında "Devlet Sanatçısı" ünvanını alarak resmen tanınmıştır. Vefatına kadar yaklaşık 250 eser bıraktığı tahmin edilmektedir ancak bu sayı kesin değildir ve kaynaklarda belirli albüm isimleri yer almamaktadır. İlk eşi Zehra Altuğ, ikinci eşi Suzan Arsoy ile evlenmiş olup, ünlü sanatçı Göksel Arsoy'un dayısıdır. Doğum yeri konusunda Osmanlı Devleti (Drama) ile Yunanistan arasında bilgi kargaşası bulunmakla birlikte, mirası Klasik Türk Müziği repertuvarındaki yankılarıyla sürdürülmektedir.

    Stil

    Yesari Asım Arsoy, Klasik Türk Müziği geleneğinin Cumhuriyet dönemi geçişindeki nadir ve fedakâr duruşlara sahip isimlerinden biridir. 1930 yılında Colombia plak şirketi ile imzaladığı anlaşma, onun o dönemin diskografik hafızasında yerini sağlamlaştırmış bir sanatçı olduğunu gösterse de, müzikal kimliği yalnızca teknik bir ses analiziyle özetlenemeyecek kadar çok katmanlıdır. Mevcut kaynakların, sanatçının ses özellikleri ve yorumlama biçimi konusunda spesifik bir profil oluşturmayı zorlaştırdığı gerçeği, onu daha çok bıraktığı eserlerin atmosferi ve hayata bakışı üzerinden okumayı gerektirir. Repertuvarı; "Ada sahillerinde bekliyorum", "Biz Heybeli'de her gece" ve "Sazlar çalınır Çamlıca'nın bahçelerinde" gibi başlıklarla, beklenti, karşılıksız sevgi ve İstanbul'un adalarına duyulan derin bir özlem temalarını merkeze alır. Bu başlıklar, sanatçının müziği sadece bir performans aracı değil, o dönemin coğrafi ve duygusal coğrafyasını kaydeden bir bellek olarak kullandığını tescil eder.

    Sanatçının en belirgin müzikal kişiliği, kendi kendini geleneksel anlamda "ses sanatçısı" olarak konumlandırmamasıdır. Yüksek ücretli sahne tekliflerini geri çevirmesi ve eserlerinin büyük çoğunluğunu eşi Suzan Hanım için bestelemesi, sanatı ticari kaygıların üzerine koyan, mahremiyeti öne çıkaran bir duruş sergilediğini gösterir. Solak oluşundan ötürü "Yesari" lakabını taşıması ve ilk plaklarında "Mustafa Asım Türkoğlu" ismini kullanması, kimliğini bazen korumak zorunda kaldığı bir tarihsel süreci de yansıtır. 1991 yılında aldığı "Devlet Sanatçısı" ünvanı, resmiyet nezdindeki kabulünü simgelerken, 1954-1955 yıllarında İstanbul Radyosu'nda stajyer sanatçı yetiştirme görevi, müziğin aktarımına ve nesillerin yetişmesine verdiği önemi ortaya koyar.

    Diskografik verilerde bulunan tutarsızlıklar ve eksiklikler, stilistik bir analiz yapmayı güçleştiren unsurlardır. Doğum ve vefat tarihleri ile beste çalışmalarının başlangıç yılına dair kaynak farklılıkları ve albüm isimlerinin net bir şekilde belirtilmemiş olması, araştırmacıların elini kısıtlasa da, tahmini 250 esere imza attığı bilinen Arsoy'un mirası, Yeğeni Göksel Arsoy gibi isimlerle müzik ailesini sürdürmektedir. Kısaca Yesari Asım Arsoy; sahne şöhretine düşkün olmayan, müziği bir yaşam biçimi ve mahrem bir ifade aracı olarak gören, eserleri bugünün dinleyicisine ulaştığında bile nostaljiyi ve özlemi canlı tutan önemli bir Klasik Türk Müziği yorumcusu olarak hatırlanmaktadır.

    Şarkılar ve Eserler

    Klasik Türk Müziği hafızasında yaklaşık 250 esere ulaştığı tahmin edilen Yesari Asım Arsoy'un diskografik mirası, tam olarak tespit edilebilen albüm isimlerinden ziyade, dönemsel plak anlaşmaları ve radyo kayıtları üzerinden şekillenmiştir. 1930 yılında Colombia plak şirketi ile yaptığı anlaşma, eserlerinin kayıt altına alınmasındaki en kritik kilometre taşlarından biri olsa da, mevcut kaynaklarda bu çalışmalara ait spesifik albüm başlıkları bulunmamaktadır. Ancak yine de sanatçının sesinin o dönemin teknolojisinde iz bırakmış olması, bestelerinin bugüne kadar repertuvarda kalmasını sağlamıştır.

    Yesari Asım Arsoy'un besteleri arasında coğrafi nostalji ve duygusal temalar öne çıkmaktadır. "Ada sahillerinde bekliyorum", "Biz Heybeli'de her gece" ve "Adalardan bir yar gelir bizlere" gibi bestelerle İstanbul'un adalarını ve deniz kenarlarını lirik bir dille anlatmış; "Sazlar çalınır Çamlıca'nın bahçelerinde" eseriyle ise şehrin diğer semtlerine göndermelerde bulunmuştur. Ayrıca "Bir çapkın elinde oyuncak oldum" ve "Yar saçların lüle lüle" gibi parçalarla aşk, özlem ve bekleme temalarını işleyerek dinleyiciye güçlü duygusal bir bağ kurmuştur.

    Sanatçı, eserlerinin büyük çoğunluğunu eşi Suzan Hanım için bestelemiş ve yüksek ücretli sahne tekliflerini geri çevirerek maddiyattan ziyade sanatın mahremiyetine önem vermiştir. İlk kayıt çalışmalarında farklı isimler altında yer alsa da, bıraktığı bu şarkılar ve 1991 yılında aldığı Devlet Sanatçısı ünvanı ile Klasik Türk Müziği repertuvarında sağlam bir yer edinmiştir. Kaynaklarda kesin eser sayısı netleşmese de, bahsi geçen parçalar onun müzikal kimliğinin en belirgin parçaları olarak öne çıkmaktadır.

    Konteks

    Yesari Asım Arsoy, Klasik Türk Müziği'nin Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecindeki diskografik ve radyo dönemlerini kapsayan nadir isimlerden biridir. 1930 yılında Colombia plak şirketi ile yaptığı anlaşma, sanatçının müziğin ses teknolojisiyle buluştuğu erken dönem kayıtlarında yer aldığını belgeleyen en önemli tarihsel verilerden biridir. 1954 ve 1955 yılları arasında İstanbul Radyosu'nda stajyer sanatçı yetiştirme görevini üstlenmesi, döneminin kurumsal müzik eğitimine ve Radyo Sanatçıları Dönemi'nin oluşumuna katkı sağladığını gösterir.

    Sanatçın repertuvarı, "Ada sahillerinde bekliyorum", "Biz Heybeli'de her gece" ve "Yar saçların lüle lüle" gibi eserlerinde yer bulan coğrafi isimler ve bekleyiş temaları üzerinden 1930-1950 arası İstanbul ve çevresinin nostaljik atmosferini yansıtmaktadır. 1917 yılında İtalyan gemi acentesinde çalışırken Milli Emniyet Teşkilatı adına bilgi topladığı kaynaklarda belirtilen yaşam öyküsü, dönemin toplumsal şartları ve sanatçıların bu süreçteki rolleri hakkında tarihsel bağlam sunmaktadır. İlk plaklarında "Mustafa Asım Türkoğlu" ismini kullanması ve "Yesari" takma adının solak olması nedeniyle verildiği bilgisi, sanatçının kimlik algısının tarihsel süreçteki dönüşümünü işaret eder.

    1991 yılında "Devlet Sanatçısı" ünvanını alarak kariyerini onurlandıran Arsoy, yaklaşık 250 eseriyle müzik mirasına katkı sağlamıştır. Doğum ve vefat tarihleri ile doğum yeri konusunda çeşitli kaynaklarda farklı bilgiler yer alsa da (1896 veya 1900 doğumlu olduğu, 18 veya 19 Ocak 1992'de vefat ettiği belirtilmektedir), sanatçının 20. yüzyılın sonuna kadar etkinlik gösterdiği ve İzmir'de de görev aldığı bilgisi genel kanı olarak kabul edilmektedir. Yeğeni Göksel Arsoy gibi isimlerle müzik mirasını sürdüren aile bağlantısı ve eserlerinin büyük çoğunluğunu eşi için bestelemiş olması, sanatçının maddiyattan ziyade sanatın mahremiyetine önem veren kişisel duruşunu da tarihsel bağlamda öne çıkarmaktadır.

    Miras

    Klasik Türk müziği tarihinin 20. yüzyıl boyunca şekillenen yüzlerinden biri olan Yesari Asım Arsoy, sanatı ve mahremiyeti arasındaki hassas dengesiyle hatırlanır. 1991 yılında aldığı "Devlet Sanatçısı" ünvanı, 1930 yılında Colombia plak şirketi ile yaptığı anlaşma ve 1954-1955 yılları arasında İstanbul Radyosu'nda üstlendiği öğrenci yetiştirme göreviyle entegre edilerek, dönemin kayıt ve radyo sanatına yaptığı katkının resmi karşılığıdır. İzmir’deki göreviyle coğrafi olarak da müziğe hizmet etmiş, 1992 yılına kadar uzanan kariyeri boyunca sahne tekliflerini ve yüksek ücretli davetleri geri çevirmeyi tercih ederek kendini bir "ses sanatçısı" olarak değil, sanatın kendine ait bir alanda yürüyen bir bestekâr olarak konumlandırmıştır.

    Eserlerinin büyük çoğunluğunu eşi Suzan Arsoy için bestelediği bilinen Arsoy, "Yesari" lakabını solak oluşundan almış ve bu ismi büyük dedesi Şeyh Ömer Efendi’den devralmıştı. Repertuarında "Ada sahillerinde bekliyorum", "Yar saçların lüle lüle" ve "Biz Heybeli'de her gece" gibi eserlerle özdeşleşen sanatçı; "Bir çapkın elinde oyuncak oldum" veya "Adalardan bir yar gelir bizlere" gibi parçalarıyla dinleyici hafızasında sevgi, özlem ve coğrafi nostalji temalarını taşır. "Sazlar çalınır Çamlıca'nın bahçelerinde" başlıklı eseri, İstanbul’un hafızasına kazınmış mekân isimleri arasında önemli bir yer tutar. İlk plaklarında "Mustafa Asım Türkoğlu" adını kullandığı kaynaklarda belirtilen sanatçının, eserlerinin tam sayısı hakkında kayıtlarda net bir bilgi bulunmasa da, tahminen 250 civarında eseri olduğu düşünülmektedir.

    Sanatsal mirası, yeğeni Göksel Arsoy gibi isimler aracılığıyla müzik ailesinde sürdürülmeye devam etmiştir. Ancak biyografik verilerdeki tutarsızlıklar, sanatçının tam kapsamlı bir resmini tamamlamada bazı zorluklar barındırmaktadır; doğum ve vefat tarihleri ile ilk beste çalışmalarının başlangıç yılına dair kaynaklar arasında farklı yıllar öne çıkmaktadır. Soyadının bazen "Arısoy" olarak geçmesi de kayıtlardaki belirsizliklerden biridir. Tüm bu kaynak tutarsızlıklarına rağmen, Arsoy’un bıraktığı eserler ve resmi tanınırlığı, onu Klasik Türk müziği arşivinin değerli parçalarından biri olarak koruma altına almaktadır.

    Sık Sorulan Sorular

    Yesari Asım Arsoy neden "Yesari" lakabını taşımaktadır? Sanatçı, solak olması nedeniyle bu lakabı almıştır. Lakabın büyük dedesi Şeyh Ömer Efendi'den gelen bir aile mirası olduğu da belirtilmektedir.

    Doğum ve vefat tarihleri konusunda kaynaklarda tutarsızlık var mıdır? Evet, kaynaklar arasında farklılıklar bulunmaktadır. Genel kabul gören tablo 6 Ağustos 1896 doğumunu ve 18 Ocak 1992'deki vefatını işaret etse de, bazı kaynaklarda doğum yılının 1900, vefat tarihinin ise 19 Ocak olduğu belirtilmektedir. Ayrıca doğum yeri konusunda da Osmanlı Devleti (Drama) ile Yunanistan arasında bilgi kargaşası mevcuttur.

    Sanatçının sahne tekliflerine ve sanatın ticari yönüne yaklaşımı nasıldı? Yesari Asım Arsoy kendini tam anlamıyla "ses sanatçısı" olarak nitelememiş ve yüksek ücretli sahne tekliflerini geri çevirmeyi tercih etmiştir. Müziği bir gösteri aracı değil, bir inanç ve mahremiyet olarak görmüş, sanatı maddiyatın üzerine koymuş bir duruş sergilemiştir.

    Bestelerinin büyük çoğunluğunu kime ve hangi amaçla bestelemiştir? Eserlerinin büyük çoğunluğunu ikinci eşi Suzan Hanım için bestelemiştir. Bu yaklaşımı, sanatı sadece ticari kaygılardan uzak, özel ve mahrem bir alanda gerçekleştirdiğini göstermektedir.

    Bıraktığı eser sayısı ve albüm kayıtları hakkında kesin bilgi mevcut mudur? Kesin bilgi yoktur. Kaynaklarda belirli albüm isimleri yer almamaktadır ancak tahmini 250 eser bıraktığı düşünülmektedir. İlk plak kayıtlarında "Mustafa Asım Türkoğlu" adını kullanmıştır.

    Repertuvarında öne çıkan ve hafızalarda yer etmiş en bilinen eserleri hangileridir? "Ada sahillerinde bekliyorum", "Biz Heybeli'de her gece", "Yar saçların lüle lüle", "Sazlar çalınır Çamlıca'nın bahçelerinde", "Bir çapkın elinde oyuncak oldum" ve "Adalardan bir yar gelir bizlere" gibi eserleri öne çıkmaktadır.

    Kaynak


    © 1995-2025 Turkish Music and Voice Library
    Please read our disclaimer, contributor list and privacy statement.
    We support sales and listening of Turkish Music across United States and around the World
    This basically nonprofit website is built to promote Turkish culture around the world as an archive and reference
    If you'd like to help contact us at info(@)turkishmusic.org
    last update July 04 2026